Sübjektif Verilen Sicil

Emsal Karar 1

ÖZETİ: Davacı hakkında 1’inci sicil üstü tarafından yapılan işaretlemelerin nota tahvili sonucu ortaya çıkan “iyi“ seviyesindeki sicil notunun safahatındaki en düşük notu olduğu, genel sicil alma eğilimine uygun olmadığı, ayrıca 36’ncı niteliğine yapılan olumsuz işaretlemenin, takdir olunan notla çeliştiği ve bu işaretlemeyi haklı kılan bir nedenin de (ceza, uyarı v.s) bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu sicil işlemi hukuka aykırıdır. Ayrıca görev performansına yönelik niteliklerin tebliğden güdülen amaç; kişinin eksikliklerini görerek gidermesi ve iyi yönlerini geliştirmesi olduğundan tebliğ işleminin yapılmamasının sicil işleminin hukuki geçerliliğine tek başına bir etkisi bulunmamaktadır. 
  
Davacı 17.08.2007 tarihinde İskenderun 3’üncü Asliye Hukuk Mahkemesinde, 22.08.2007 tarihinde de Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 2007 yılı sicil işlemlerinin tamamen art niyetle ve usulsüzlükle tesis edildiğini, 2’nci sicil üstünün 1’inci sicil üstünden olumsuz etkilenerek yanlış kanaate varmış olduğunu öne sürerek 2007 yılı 1’inci ve 2’nci sicil üstü sicil işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  
  
Davacının, dava ve özlük dosyaları ile sicil defter ve belgelerinin incelenmesinde; 1998 yılında Astsubay Çavuş nasbedilen davacının 1999 yılından itibaren sicil almaya başladığı, ortalamaları yüksek seviyede sicil safahatı sergilediği, dava konusu 2007 yılı sicil döneminde 15.02.2007 tarihinde 1 ve 2’nci sicil üstlerince görevden ayrılma sicili düzenlendiği, 1’inci sicil üstü sicil notunun “iyi” seviyede olduğu, “Özel ve Ayırt Edici Hususlar” başlığı altındaki niteliklerden 36’ncı niteliğe olumsuz kanaat oluşturan kıstasın işaretlendiği, 2’nci sicil üstünce de “çok iyi” seviyede sicil notu sonucunu doğuran işaretlemeler yapıldığı, herhangi olumsuz kanaat bildirilmediği, 3’üncü sicil üstünün ise sicil düzenlemediği, 02.05.2007 tarihinde de 1 ve 2’nci sicil üstlerince 3 ay çalışma süresi şartı oluşmadığından “Henüz Bir Kanaat Edinemedim” işaretlemesinde bulunulduğu, mesleki safahatında toplam 25’ten fazla takdir ile taltif edildiği, kayıtsızlık tedbirsizlikle tutuklunun kaçmasına sebebiyet vermek suçundan dolayı 27.12.2001 tarihli 1(bir) adet tecilli mahkûmiyet hükmünün ve 18.03.2004 tarihli “uyarı” disiplin cezasının mevcut olduğu, dava konusu sicil döneminde bir adet takdirle taltif edildiği, cezasının bulunmadığı anlaşılmıştır. 
  
28.12.1998 tarihli Resmi Gazete de yayınlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin “Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu” başlıklı 5’inci maddesinde; “Sicil üstleri; emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar. Sicil üstleri; bu görevin önemini göz önünde tutarak,  sicil belgelerindeki nitelikleri tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle değerlendirmekten sorumludurlar. Aksi durum, ehliyetli olmayanların layık olmadıkları rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur. Hissi ve aşırı merhamet duygusuyla verilecek sicillerin, hak eden başka personelin hakkını ihlal edeceği, daima göz önünde bulundurulur…” denilmektedir. 
  
Bilindiği üzere, özünde değerlendirme unsurunu barındırdığı ve bir değerlendirme sürecinin sonunda ortaya çıktığı için, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine nazaran takdir yetkisini yoğun olarak kullandığı işlem grubu içerisinde yer alır. Bu bağlamda sicil işlemlerinin denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet  gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında  hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil  üstünün, ast’ı hakkında sicil düzenlemesi işleminin,  tamamen üst’ün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak da mümkün değildir. Zira Anayasanın 125’inci maddesinin 4’üncü fıkrasında  “takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği” belirtilmiş,  takdir yetkisinin denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre; yargı yerince denetlenemeyecek  olan, hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir yetkisi olup, bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri ise denetlenebilecektir.  
  
Sicil işlemlerinde, takdir yetkisinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık hali ise; uzun yıllar, belirgin bir çoğunlukla çok yüksek sicil  notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilmiş personele, genel safahatına ve uygulamaya istisna teşkil edecek  ve göze çarpacak nitelikte (birden bire düşüşü izah  eden makul ve kabul edilebilir nedenler öne sürülmeksizin) çok düşük sicil notları takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmesi durumunda ortaya çıkar. Yukarıda belirtilen ölçütler doğrultusunda dava konusu sicil işlemleri değerlendiril-diğinde; davacı hakkında 1’inci sicil üstü tarafından yapılan işaretlemelerin nota tahvili sonucu ortaya çıkan “iyi“ seviyesindeki sicil notunun safahatındaki en düşük notu olduğu, genel sicil alma eğilimine uygun olmadığı, ayrıca 36’ncı niteliğine yapılan olumsuz işaretlemenin,  
  
takdir olunan notla çeliştiği ve bu işaretlemeyi haklı kılan bir nedenin de (ceza, uyarı v.s) bulunmadığı, dolayısıyla 2007 yılı 1’inci sicil üstü sicil işleminin hukuka aykırı olduğu ve iptalinin gerektiği,  2’nci sicil üstü tarafından yapılan işaretlemelerin nota tahvili sonucu ortaya çıkan “çok iyi“ seviyesindeki sicil notunun davacının genel sicil alma eğilimine uygun olduğu, ani açık bir düşüş göstermediği işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 
  
Davacı, 2007 yılı sicil döneminde görev performansına yönelik niteliklerin kendisine tebliğ edilmediğini öne sürmüş ise de, sicil dosyasında yapılan incelemede söz konusu belgenin kendisine tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Bir an için belgede hata olduğu, diğer bir deyişle anılan niteliklerin davacıya tebliğ edilmediği kabul edilse dahi; Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin “Geri beslemenin yapılması” başlığı altındaki 28’inci maddesinden tebliğden güdülen amacın; kişinin eksikliklerini görmesi ve gidermesi, keza iyi yönlerini de geliştirmesi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu bakımından, tebliğ işleminin yapılmamasının, Yönetmelik hükümlerine göre tesis edilen sicil işleminin hukuki geçerliliğine tek başına bir etkisi olmadığı değerlendirilmiştir. 
  
Açıklanan nedenlerle; 
1. Hukuka aykırı bulunan 2007 yılı (15.02.2007 tarihli) 1’inci sicil üstü sicil işleminin İPTALİNE, 
2. Hukuki dayanaktan yoksun bulunan 2007 yılı 2’nci sicil üstü sicil işleminin iptali isteminin REDDİNE, 
     
(AYİM.1.D., 08.10.2008; E. 2007/974, K. 2008/804) 

 

Emsal Karar 2

ÖZETİ: Sicil alma eğilimi ve sicil not ortalamasına göre ani ve bariz bir düşüş gösteren sübjektif sicil işleminin iptali gerekir. 
  
Davacı, 26.01.2006 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına giren dava dilekçesinin Dairemizin 07.02.2006 gün ve Gensek. No: 2006/186, Esas No: 2006/156 ve Karar No: 2006/121 sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine; süresinde verdiği ve 13.03.2006 tarihinde Mahkememizde kayda geçen dilekçesinde özetle; meslek safahatı boyunca mesai mefhumu gözetmeden, tüm enerjisi ile görev yaptığını, hiçbir uyarı yada ceza almadığını, sıralı amirlerince takdir edildiğini, dava konusu sicil yıllarında düşük sicil verme eğilimi olan sicil üstlerince, objektiflikten uzak ve soyut bir biçimde değerlendirildiğini belirterek, dava konusu sicil işlemlerinin iptalini talep etmiştir.  
 Dava dosyası, özlük dosyaları ile sicil belge ve defterlerinin incelenmesi neticesinde; davacının 30.08.2006 tarihinden geçerli olarak kadrosuzluk nedeni ile emekliye ayrıldığından ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21nci maddesinde iptal davasının  “menfaati ihlal edilenler” tarafından açılabileceği hüküm altına alındığından, davanın esasına girilmeden önce, davanın açıldığı tarihte mevcut olan menfaatin davanın görüm ve çözümü için yeterli olup olmadığı tartışılmıştır.  
İptal davası açılabilmesi için aranan menfaatin mutlaka maddi olması gerekmez. Bu menfaat, manevi de olabilir. Davacının emekli olmadan önceki bir tarihte açtığı anda maddi ve manevi menfaat ilişkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Davacının emeklilik nedeni ile hukuki durumunda değişiklik olmakla birlikte; davacı ile iptali istenen sicil işlemleri arasında manevi menfaatin devam ettiği kabul edildiğinden, davanın sonuçlandırılması yoluna gidilmiştir. (Üye Hv.Mu.Kur.Alb. M.Kamil SÜTBAŞ, davacının emekli olması nedeniyle, menfaat ilişkisinin kesildiğini, davanın esasına girilmeden menfaat yokluğu nedeni ile uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun kararına katılmamıştır.)  
Davanın esası ile ilgili olarak; 1976 yılından itibaren sicil almaya başlayan davacının ortalaması yükselen bir sicil safahatı sergilediği, dava konusu 1983 yılı sicil döneminde; 1nci ve 2nci sicil üstleri sicil notlarının “yeterli” seviyede olduğu, her iki sicil üstünce olumsuz kanaatler belirtildiği, 3ncü sicil üstünce değerlendirme yapılmadığı, bu sicil döneminde verilmiş herhangi bir takdirinin bulunmadığı buna karşılık, denetleme sonucunda bölüğün eğitiminin zayıf olması nedeniyle 21.01.1983 tarihinde J.Gn. Komutanı tarafından ve 01.02.1983 tarihinde Alay Komutanı tarafından ayrı ayrı “Gizli Tebligat” yazıları ile uyarıldığı, dava konusu 1987 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstü sicil notunun iyiye yakın “yeterli” seviyede, 2nci sicil üstü sicil notunun ise “iyi” seviyesinde olduğu, 1nci sicil üstünce olumsuz kanaatler belirtildiği, 3ncü sicil üstünce değerlendirme yapılmadığı, bu sicil döneminde verilmiş herhangi bir takdirinin yada cezasının bulunmadığı, dava konusu 1988 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstü sicil notunun iyiye yakın “yeterli” seviyede, 2nci sicil üstü sicil notunun ise “iyi” seviyesinde olduğu, 1nci sicil üstünce olumlu ve olumsuz kanaatler, 2nci sicil üstünce olumsuz kanaatler belirtildiği, 3ncü sicil üstünce değerlendirme yapılmadığı, bu sicil döneminde verilmiş herhangi bir takdirinin yada 
cezasının bulunmadığı, mesleki safahatı boyunca ise; toplam 26 adet yazılı takdir ve 1 adet Muharebe Harekatı  Şerit Rozeti ile taltif edildiği, yukarda yazılı cezalarının haricinde, bölüğünün denetlemesinin başarısız geçmesi nedeni ile 24.10.1983  tarihinde bölge komutanı tarafından ve aynı nedenle 15.06.1984 tarihinde Alay Komutanı tarafından ayrı ayrı “Gizli Tebligat” yazıları ile uyarıldığı görülmektedir.  
Dava konusu yıllarda yürürlükte olan 21.01.1972 gün ve 14079 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliğinin 4 ncü maddesindeki “Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu” başlıklı düzenlemelerinde; “Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli özelliği olan özel yetkilerinden birini kullanır. Sicil üstleri bu görevin önemini gözönünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmelidir...” denilmektedir. 
Bilindiği üzere, özünde değerlendirme unsurunu barındırdığı ve bir değerlendirme sürecinin sonunda ortaya çıktığı için, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine nazaran takdir yetkisini yoğun olarak kullandığı işlem grubu içerisinde yer alır. Bu bağlamda sicil işlemlerinin denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet  gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil üstünün, ast’ı hakkında sicil düzenlemesi işleminin,  tamamen üst’ün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak da mümkün değildir. Zira Anayasanın 125nci maddesinin 4ncü fıkrasında “takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği” belirtilmiş, takdir yetkisinin denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre; yargı yerince  denetlenemeyecek  olan, hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir yetkisi olup, bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri ise denetlenebilecektir.  
Sicil işlemlerinde, takdir yetkisinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık hali ise; uzun yıllar, belirgin bir çoğunlukla çok yüksek sicil  notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilmiş personele, genel safahatına ve uygulamaya istisna teşkil edecek  ve göze çarpacak nitelikte (birden bire düşüşü izah  eden makul ve kabul edilebilir nedenler öne sürülmeksizin) çok düşük sicil notları takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. 
Yukarıda belirtilen ölçütler doğrultusunda dava konusu sicil işlemleri değerlendirildiğinde; davacı hakkında 1983 yılı sicil döneminde 1nci ve 2nci sicil üstü tarafından yapılan değerlendirmenin davacının sicil alma eğilimine uygun olmamakla ve ani bir düşüş göstermekle birlikte; bu sicil döneminde davacının komuta ettiği bölüğün denetlemesi sonucunda zayıf bulunması nedeni ile gerek alay komutanı ve gerekse J.Gn.Komutanı tarafından yazılı olarak uyarıldığı dikkate alındığında, sicil üstlerinin takdir yetkilerini hukuka aykırı kullandıklarından söz edilemeyeceği, dolayısıyla dava konusu 1983 yılı sicil işlemlerinin tesisinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna gidilmiştir. İptali istenen 1987 ve 1988 Yılları 1nci ve 2nci sicil üstü sicil notlarının ise, davacının sicil alma eğilimi ve sicil not ortalamasına göre ani ve bariz bir düşüş göstermesi, sicil notlarındaki bu düşüşü ve belirtilen olumsuz kanaatleri haklı kılabilecek ceza, uyarı ve tutanak gibi somut bir belge yada bilginin bulunmaması nedenleriyle 1987 ve 1988 yılları sicil işlemlerinin tesisinde takdir yetkisinin objektiflikten uzak olarak kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. 
Davalı idare, davanın red kararı ile sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti talebinde bulunmuş ise de; idari davalarda, davalı idarenin Adli Müşavirliği kadrosunda istihdam edilen memurları Devlet Memurları Kanununun 36ncı maddesine göre Avukatlık hizmetleri sınıfından olsalar dahi, idareyi, mahkemelerde Avukat sıfatıyla temsil edemeyecekleri, dolayısıyla davalı idare lehine dava sonuçlansa dahi idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığı, bunun için açık bir yasal düzenleme gerektiği değerlendirilerek, davanın redle sonuçlanan kısmı için davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kararına varılmıştır. 
Açıklanan nedenlerle; 
1.Yasal dayanaktan yoksun bulunan, 1983 yılı 1nci ve 2nci sicil üstleri sicil işlemlerinin iptali isteminin  REDDİNE, 
   2. Hukuka aykırı olduğu sonucuna varılan 1987 ve 1988 yılları 1nci ve 2nci sicil üstleri sicil işlemlerinin İPTALİNE, 
(AYİM 1.D., 05.12.2006; E.2006/716, K.2006/1032) 

 

Emsal Karar 3

ÖZETİ: Mükemmel seviyedeki 1 nci sicil üstü notu ve genel sicil safahatı ile çelişen subjektif sicil işleminin iptali gerekir. 
Davacı, 27.04.2005 tarihinde AYİM’de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1994– 1997 yılları arasında 55. Mknz. P. Tug. Tow Bl. Tow Tk.komutanı olarak görev yaptığını, Tugay Birliklerinin yaklaşık olarak yarısının konuşlu bulunduğu Kestanelik Kışlasının Komutanlığı  görevini Tug.K.Yrdc.nın yürüttüğünü ve 2 nci sicil üstü olarak sicil düzenlediğini tahmin ettiğini, kendisinin 2 nci sicil üstünün Tugay Komutanı olması gerektiğini bu nedenle sicillerin yetki yönünden hukuka aykırı olduğunu, ayrıca bu dönemde geçici görevle görevlendirilmelerinin de bulunduğunu ifade ederek 1995 ve 1996 yılları 2 nci sicil üstü sicil işlemlerinin iptali istemiyle bu davayı açtığı görülmektedir. 
Davacıya ait özlük ve sicil dosyalarının incelenmesinde; 30.8.1989 tarihinde Teğmen rütbesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve başlayan davacıya ait sicillerin genelde çok iyi ve mükemmel seviyelerde dava konusu 1995 yılı 2 nci sicil üstü sicil notunun da çok iyi seviyede takdir edildiği ve müsbet kanaat yazıldığı, 1996 yılı 2 nci sicil üstü sicil notunun ise iyi seviyede takdir edildiği ve kısmen müsbet kısmen de menfi kanaat yazıldığı ancak daha sonra menfi kanaatin üzeri çizilerek “çıkarıldı” ibaresinin yazıldığı, keza 1996 yılında davacıya 20.1.1996 ve 16.2.1996 tarihlerinde olmak üzere iki kez takdir belgesi verildiği görülmektedir. 
Davacı öncelikle dava dönemlerinde Kestanelik Garnizonunda konuşlu Tow Bölük Komutanlığında görevli olması nedeniyle TMK’ya göre 2 nci sicil üstünün Edirne’de konuşlu 55 nci Mknz. P.Tug.Komutanı olması gerekirken, Kestanelik’te bulunan Tugay Komutan Yardımcısının 2 nci üst olarak sicil düzenlediğini tahmin ettiğini ve bu nedenle öncelikle 1995 ve 1996 yılları 2 nci sicil üstü sicillerinin yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu iddia ettiğinden, öncelikle bu husus değerlendirmeye alınmıştır. 
Yetki uyuşmazlığının açığa kavuşturulması için 11.10.2005 ve 30.11.2005 tarihli ara kararlarımıza Kara Kuvvetleri Komutanlığınca verilen ve ikinci cevap olan 8.12.2005 tarihli yazı ile ekindeki gizlilik dereceli, 14.12.1992 tarihli ve Genelkurmay Başkanınca onanmış karardan Kestanelik/Edirne garnizonunda konuşlu olan 55 nci Mknz.P.Tug. K.Yardımcısına, yine Kestanelik Garnizonunda konuşlu 55 nci Mknz.P.Tug.K.lığı Tow Bl.K.lığının sicil üstü olduğuna dair yetki verildiği görülmektedir. Bu nedenle 1995 ve 1996 yıllarında davacıya     2 nci sicil üstü olarak sicil tanzim eden ve Kestanelik’te konuşlu Tugay Komutan Yardımcısının 2 nci sicil üstü olarak sicil tanzim etmesinde hukuka aykırı bir husus görülmemiştir.  
Dava konusu sicillerin tanzim tarihinde yürürlükte olan Subay Sicil Yönetmeliğinin “Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu” başlıklı 4 ncü maddesinde, “Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli özelliği olan özel yetkilerinden birini kullanır. Sicil üstleri bu görevin önemini gözönünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmelidir...” denilmektedir.  
Bilindiği üzere; askerlik müessesesinde her türlü yükselme, taltif, yurtiçi ve yurtdışı kurs, öğrenim ve görevlendirmelerde personelin sicilleri büyük önem arzetmektedir. Bu nedenle sicil üstleri üstlük ve komutanlığın en önemli özel yetkilerinden olan sicil verme yetkisini kullanırken mutlaka objektif olmak durumundadırlar. Ayrıca her ne kadar sicil işlemlerinin idarenin diğer işlemlerine göre takdir yetkisinin daha yoğun olarak kullanıldığı işlemler grubunda olması ve T.C.Anayasa’sının 125/4 ve 1602 sayılı Kanunun 21/2 nci maddelerinde belirtildiği üzere, takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği gözönünde tutulsa da, burada denetlenemeyecek olan husus hukuka uygun kullanıldığı tesbit edilen takdir hakkı olup, bu hakkın hukuka aykırı ve yanlış kullanıldığının anlaşılması halinde, idarenin sicil tanzimi konusundaki takdir yetkisi de denetlenebilecektir. 
Sicil işlemlerindeki hukuka aykırılığın kendisini gösterdiği durum ise; uzun yıllar boyunca belirgin bir çoğunlukta çok yüksek sicil notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilen personelin, genel gidişata ve uygulamaya istisna teşkil edecek biçimde ve göze çarpacak nitelikte, ayrıca birden bire düşüşü açıklayan makul nedenler öne sürülmeksizin düşük sicil notları ile takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatlerin belirtilmiş olmasıdır. 
Açıklamalar çerçevesinde dava konusunun değerlendirilmesinde; iptali talep edilen 1995 yılı 2 nci sicil üstü sicil notunun çok iyi seviyede ve davacının genel sicil safahatı ile uyumlu ve hukuka uygun bir sicil olduğu, 1996 yılı 2 nci sicil üstü sicil notunun ise iyi derecede ancak mükemmel seviyedeki 1 nci sicil üstü sicil notu ve genel sicil safahatı ile çelişir durumda olduğu, keza daha sonra üzeri çizilerek çıkarılsa da yine bu üstçe yazılan kısmen menfi kanaatinde genel safahattaki kanaatlerle uyuşmadığı ve nottaki bu düşürülme ve menfi kanaati izah eden bir bilgi ve belge olmadığı gibi bu dönem verilmiş iki adet takdir belgesi karşısında 1996 yılı 2 nci sicil üstü sicil not ve menfi kanaatinin hukuka ve Subay Sicil Yönetmeliği hükümlerine uyarlı olmadığı kararına varılmıştır. 
İzah edilen nedenlerle; 
1)1995  yılı 2 nci sicil üstü sicil işleminin iptaline yönelik DAVANIN REDDİNE, 
2)1996 yılı 2 nci sicil üstü sicil işleminin İPTALİNE                           
  
(AYİM 1.D. 20.12.2005; E. 2005/574 K. 2005/1321) 
 

Emsal Karar 4

ÖZETİ: Disiplin cezalarına dayanılarak yeterli seviyede sicil notu takdirinde ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği görüldüğünden söz konusu sicil işleminin iptali gerekir.  
   
Davacı 02.08.2004 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde kayda geçen dava dilekçesi ile 17.11.2004 tarihinde kayda geçen cevaba cevap dilekçesinde  özetle; 1995 yılında örnek bir Tabip Subay olarak GATA’dan mezun olduğunu,  J.Gn.K.lığınca 2004 yılında sicil not ortalamasının %80 - %90 arasında olduğu iddia edilerek  TUS başvurusunun  uygun görülmediğini, 1997, 1998, 1999 ve 2000 yıllarında  başarılı çalışmalarına karşın,  yaptığı görevlerin  yapılmamış gibi gösterilerek  cezalandırıldığını,  sicil  üstlerinin  sübjektif  değerlendirmelerle  sicil  takdir  ettiğini belirterek 1997, 1998, 1999 ve 2000 yıllarına ait 1 ve 2nci sicil üstü sicil notları ve varsa olumsuz kanaatlerin iptaline karar verilmesini talep  ve dava etmiştir.      
Davacı her ne kadar dava dilekçesinde, sicil notları ve kanaatlerin iptalini, sicil not ortalamasının %90’ın üzerine çıkarılarak TUS sınavına başvurusuna  uygun hale getirilmesini  talep etmekte ise de,  dilekçe içeriği  incelendiğinde,  sicil işlemlerinin  iptalini talep ettiği, TUS sınavına alınmama işlemin iptali ile ilgili olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2nci Dairesinin 2004/223 esasına kayıtlı davasının mevcut olduğu görülmekle  dava konusunun, belirtilen yıllara ait sicil işlemlerinin iptali istemi olduğu  kabul edilerek davanın esasına geçilmiştir.  
Dava dosyası ile davacının getirtilen özlük ve sicil dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden; davacının 1996 yılından itibaren sicil almaya başladığı, dava konusu 1997 yılı sicil döneminde 1nci sicil üstünce çok iyi seviyesinin alt düzeylerinde sicil notu ile takdir edilip olumlu kanaat belirtildiği, 2nci sicil üstünce çok iyi seviyesinin orta düzeyinde sicil notu ile takdir edilip olumlu kanaat belirtildiği; 1998 yılı sicil döneminde 1nci sicil üstünce yeterli seviyesinin alt düzeyinde sicil  notu ile takdir edilip menfi kanaat belirtildiği, 2nci sicil üstünce iyi seviyesinin alt düzeyinin bir miktar üstünde olacak şekilde sicil notu ile değerlendirilip, tespit ve yol gösterici mahiyette kanaat belirtildiği, 1999 yılı sicil döneminde 1nci sicil üstünce iyi seviyesinin alt düzeylerinde sicil  notu ile takdir edildiği, menfi kanaat sonucunu doğuracak şekilde nitelik işaretlemesi yapıldığı, 2nci sicil üstünün 1nci sicil üstünün değerlendirmesine katıldığı, 2000 yılında açıkta bulunması nedeniyle hakkında sicil düzenlenmediği, dava öncesi ve sonrası yıllara ait sicillerinin yüksek seviyelerde gerçekleştiği, dava konusu dönemlerde olmamak üzere meslek hayatı boyunca 10 adet takdirle taltif edildiği; disiplin cezaları yönünden 1997 yılı sicil döneminde 15.05.1997 tarihinde 1nci sicil üstünce hasta sevkinden geç dönen askerler hakkında işlem yapmaması nedeniyle tevbih; 1998 yılı sicil döneminde 04.11.1997 tarihinde mesaiyeye geç gelmekten 1nci sicil üstünce şiddetli tevbih, 29.01.1998 tarihinde 1nci sicil üstünce izinsiz garnizonu terk etmekten 3 gün oda hapsi, 25.02.1998 tarihinde 1nci sicil üstünce bir tabip subayı sevk belgesiz muayene edip istirahat vermekten şiddetli tevbih, 20.04.1998 tarihinde 1nci sicil üstünce izinden geç dönmekten şiddetli tevbih, 11.08.1998 tarihinde 1nci sicil üstünce görevli olarak gittiğini bildirmemekten şiddetli tevbih cezası ile cezalandırıldığı, 06.05.1998 tarihinde usulsüz müracaat nedeniyle 1nci sicil üstünce gizli tebligat ile uyarıldığı; 1999 yılı sicil döneminde 09.03.1999 tarihinde 2nci sicil üstünce erlere kötü muamelede bulunmasından dolayı gizli tebligat ile uyarıldığı, 05.04.1999 tarihinde 1nci sicil üstünce bayram kutlamasına 
katılmamaktan uyarı, 02.06.1999 tarihinde 1nci sicil üstünce faaliyet tekmili vermemekten dolayı  şiddetli tevbih cezaları ile cezalandırıldığı, 2000 yılı sicil döneminde 1nci sicil üstünce ambulansın komutan yerine asteğmen rütbesinde bir subayın oturması nedeniyle şiddetli tevbih cezasıyla cezalandırıldığı ayrıca 22.12.1998 tarihinde işlediği asta müessir fiilde bulunmak suçundan dolayı 2.Kor.K. As.Mah.nin 22.12.1999 tarih ve  1999/1146 –1019  E.K. sayılı kararı ile As.C.K.nun 117/1, T.C.K. 59/2, 647nci kanunun 4 ve 6ncı maddeleri gereği mahkumiyetine karar verildiği ve cezasının ertelendiği, 05.031999-09.03.1999 tarihleri arasında işlediği iddia olunan müteaddit asta müessir fiil suçundan  Gelibolu  2.Kor.K.As.Mah.nin 25.12.2000  tarih ve 2000/262 – 1359 E.K. sayılı kararı ile 4616 sayılı yasa gereği kamu davasının ertelenmesine karar verildiği, 11.08.1999 tarihinde amire hakaret ve emre itaatsizlik suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davası sonucunda Gelibolu  2.Kor.K.lığı As.Mah.nin 19.12.2000  gün ve 2000/436-1239 E.K. ile 22.12.2002  gün ve 2002/1902-1315  E.K sayılı kararlarıyla müsnet suçlardan beraat kararları verildiği ve hükümlerin kesinleştiği, dava konusu dönemler sonrasında davacının 1 adet disiplin cezasının mevcut olduğu görülmektedir.  
Dava konusu sicil notlarının tanzim edildiği tarihte yürürlükte olan 1972 tarihli Mülga Subay Sicil Yönetmeliğinin “Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu” başlıklı 4ncü maddesinde , “Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden  birini  kullanırlar. Sicil üstleri bu görevin önemini göz önünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not  takdir  etmelidirler.  Aksi  hal  ehliyetli  olmayanların,  layık  olmadıkları  rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur...Sicil üstleri düzenledikleri sicillerdeki isabet derecesine göre kendileri hakkında da hüküm verileceğini gözden uzak tutmamalıdırlar.” denilmektedir. Halen yürürlükte bulunan Subay Sicil Yönetmeliğinin 5nci maddesinde de benzer düzenlemeler yer almaktadır.  
Bilindiği gibi, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine göre takdir yetkisinin yoğun olarak kullanıldığı bir işlem grubu olması nedeniyle farklılık arz etmekte olup, bunların denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil üstünün astı hakkında sicil tanzim etmesi işleminin, tamamen üstün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak mümkün değildir. Zira, Anayasa’nın 125/4ncü madde ve fıkrasında, “takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği” belirtilmiş, takdir hakkının denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre yargı yerince denetlenemeyecek olan husus hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir hakkı olmakla bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri saptanmak suretiyle denetlenebilecektir.  
Yukarıda getirilen ölçütler ile dava konusu sicil işlemleri değerlendirildiğinde, 1997  ve 1999 yılı sicil dönemlerinde her iki sicil üstü ile 1998 yılında 2nci sicil üstlerince takdir olunan sicil notlarının, davacının sicil safahatı ve dönem içerisindeki disiplin ve görev performansı ile uyumlu olduğu, genel sicil alma seviyesinden daha düşük seviyede gerçekleşen sicil not ve menfi kanaatlerin dönem içerisinde verilen disiplin cezaları ile izah edilebilir olduğu bu nedenlerle belirtilen sicil işlemlerinin objektif bir değerlendirmeye dayalı bulunduğu, takdir yetkisinin eşit, adil ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanıldığı, hukuka aykırı bir yönlerinin  bulunmadığı sonucuna varılmıştır.  
Ancak 1998 yılı 1nci sicil üstünce yeterli seviyesinin alt düzeyinde takdir olunan sicil notu açısından takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığının ayrıca irdelenmesinde zaruret görülmüştür.  
Yargı içtihatlarında ve öğretide, takdir yetkisinin hukuka uygunluğunun denetiminde, açık hata, orantısızlık, dengeleme, makul ölçü gibi kavramlara müracaatla, bu hâllerin varlığı hâlinde takdir yetkisinin objektif kullanılmadığı kabul edilmektedir. Anayasa yargısından sonra, oranlılık, gereklilik ve elverişlilik alt ilkelerini ihtiva eden ölçülülük esasının, idare hukukunda da hukuka uygunluk aracı olarak başvurulması gereği ortaya çıkmıştır. (ERKUT, Celâl:Hukuka Uygunluk Bloku, İdare Hukukunda Hukukun Genel Prensipleri Teorisi, İstanbul 1996, s.113-120; GÖZLER, Kemal: İdare Hukuku Dersleri, Bursa 2002, s.298; ÖZAY, İl Han: Günışığında Yönetim, İstanbul 2002, s.511; OĞURLU, Yücel: Karşılaştırmalı İdare Hukukunda Ölçülülük İlkesi, Ankara 2002).  
Avrupa Birliği Hukukunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8’den 11’e kadarki maddelerinin 2 nci fıkraları, 14 ile 15nci maddeleri ve Ek Birinci Protokolün 1 maddesi hükümlerinde yer alan ölçülülük ilkesi, AİHM ve ATAD kararlarında yaptırım ve yükümlülüklerin denetiminde kullanılmaktadır. Avrupa birliği hukuku bakımından hukukun genel ilkesi mesâbesinde olan ölçülülük esası, 3 Ekim 2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Anayasanın 13 ve 15 nci maddelerinde vücut bulmuş, bu surette pozitif bir dayanağa kavuşmuştur.  
İster Hukukun genel ilkesi kabul edilsin, isterse Anayasada yer alan pozitif bir kurala dayansın ölçülülük denetiminin en geniş ve kolay uygulanabileceği alanın, idari yaptırımlar şeklinde ortaya çıkan idari işlemler olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu sebeple, idari yargı hâkimi, idari ihlal ile yaptırım arasında adil bir dengenin bulunup bulunmadığını, başka bir deyişle ölçülülük esasına uyulup uyulmadığını denetlemek durumundadır. Eğer kamu yararı ile memurun özel yararı arasındaki dengeye dikkat edilmemiş, yahut bu denge ölçüsüz bir şekilde kurulmuşsa idari yaptırım ihtiva eden işlem idari yargı yerince iptal olunabilecektir.  
Bu açıklamalar ışığında dava konusu 1998 yılı 1nci sicil üstü sicil işlemi değerlendirildiğinde, davacının bu dönemde disiplinsiz davranışlarının bulunduğunda kuşku bulunmamaktadır . Bununla birlikte yukarıda belirtilen disiplin cezalarının nitelik ve nicelik olarak neredeyse kademe ilerleme engel teşkil edecek seviyede verilmiş bir sicili izah edecek mahiyette olmadığı, bir diğer ifade ile verilen disiplin cezalarına dayanılarak bu seviyede sicil notu takdirinde ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği görülmektedir. Nitekim davacı; disiplin ve görev performansını en az 1nci sicil üstü  kadar bildiği, hakkındaki atama teklifi yazısına verdiği 20 Şubat 1998 tarihli yazıdan anlaşılan 2nci sicil üstünce 1nci sicil üstü değerlendirmesinden  oldukça farklı olarak iyi seviyesinde değerlendirilmiş bulunmaktadır. Bu değerlendirmedeki not ve kanaatin objektifliği ile isabet derecesi de, davacının müteakip safahatından açıkça görülmektedir. Sonuç olarak 1998 yılı 1nci sicil üstünce takdir olunan sicil not ve kanaatlerinin belirlenmesinde takdir yetkisinin eşit, adil ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmadığı, hukuka aykırı bulunduğu anlaşılmaktadır.  
Açıklanan nedenlerle;  
1) 1998 yılı 1nci Sicil Üstü Sicil Not ve Kanaatinin İPTALİNE,  
2) 2000 yılında davacı hakkında sicil tanzim edilmediğinden konusu bulunmayan  DAVANIN ESASI HAKKINDA BİR KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,    
3) Diğer istemlerinin  REDDİNE,   
   
   
   
KARŞI OY GEREKÇESİ  
   
1998 yılında çok sayıda disiplin cezası bulunan davacıya 1 nci sicil üstünce takdir olunan sicil notunun dönemsel görev ve disiplin performansı ile uyum içinde olduğu bu nedenle iptaline gerek bulunmadığı görüşünde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk kararına katılamadık. 01.03.2005  
  
    (AYİM 1.D. 01.03.2005; E.2004/868, K.2005/267) 
 

Emsal Karar 5

ÖZETİ: Dava konusu sicil döneminde ceza ve ikazı bulunmayan aksine iki adet  takdir ile taltif edilen davacının genel sicil eğiliminde ani ve açık bir düşüşe neden olacak şekilde düzenlenen yeterli seviyedeki sicil işlemi hukuka aykırılıkla sakatlanmıştır 
   
Davacı 20 Nisan 2004 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinin reddi kararı üzerine 30 günlük sure içinde olmak üzere 21 Haziran 2004 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; 1992 yılında mezun olduktan sonar kıt’ada verilmiş her görevi canla başla yapmaya çalıştığını, 2003 yılında Karanet bilgisayar ortamında kıdem sırasında geriye düştüğünü gördüğünü ve bu durumun 1997 yılı sicil döneminde verilen düşük sicilden kaynaklandığını belirterek 1997 yılı sicil işlemlerinin iptalini talep ve dava etmiştir.  
Dava dosyası, davacıya ait kıt’a özlük dosyaları ile sicil belgelerinin incelenmesi neticesinde; 30.8.1992 tarihinde Astsubay Çavuş nasbedilen davacı hakkında 1993 yılından itibaren sicil düzenlenmeye başlandığı, genel sicil eğilimi yüksek seviyede olan davacının toplam 40 (kırk) adet takdir yazısı ile taltif edildiği, 22.12.1993 tarihinde “Şiddetli Tevbih”; 04.01.1993 tarihinde “Şiddetli Tevbih”; 30.1.1993 tarihinde “2 gün İzinsizlik”; 09.06.1993 tarihinde “2 gün Göz Hapsi” ve 08.1.1999 tarihinde “6 gün Oda hapsi” disiplin cezalarının bulunduğu anlaşılmaktadır.  
Astsubay sicillerinin hangi esas ve şekillere göre düzenleneceğini belirleyen ve dava konusu sicillerin tanzim edildiği tarihte yürürlükte olan 1972 tarihli Mülga Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 4 ncü maddesine göre sicil üstlerinin emri altındakilere sicil düzenlerken, sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmeleri gereklidir. Zira Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir üst rütbeye yükselme, yurtiçi ve yurtdışı kurs, öğrenim ve görevlendirmelerde personel sicilleri büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle sicil amirleri üstlük ve komutanlığın en önemli özel yetkilerinden olan sicil verme yetkisini kullanırken, mutlaka objektif olmaları gereklidir.  
Ayrıca her ne kadar sicil işlemlerinin idarenin diğer işlemlerine göre takdir yetkisinin daha yoğun olarak kullanıldığı işlemler grubunda olması ve T.C.Anayasasının 125/4 ve 1602 Sayılı Kanunun 21/2 nci maddesinde belirtildiği üzere, takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği göz önünde tutulsa da kamu yararına açıkça aykırı düşen yada takdir yetkisinin bariz bir biçimde yanlış kullanıldığının anlaşılması halinde idarenin sicil düzenleme konusundaki takdir yetkisi de denetlenebilecektir.  
Sicil işlemlerinde takdir yetkisinin kullanılmasındaki hukuka aykırılığın kendisini gösterdiği durum ise; uzun yıllar boyunca belirgin bir çoğunlukta çok yüksek sicil notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilen personelin, genel gidişata ve uygulamaya istisna teşkil edecek şekilde göze çarpacak nitelikte ayrıca birden bire düşüşü izah eden makul nedenler öne sürülmeksizin düşük sicil notları ile takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmesi halidir.  
Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde; genel sicil eğilimi yüksek seviyede olan davacı hakkında 1997 yılı sicil döneminde yeterli seviyede olacak şekilde sicil notu düzenlendiği; anılan sicil döneminde iki adet takdir yazısıyla taltif edilen ve herhangi bir ceza 
ve ikazı bulunmayan davacının genel sicil eğiliminde ani ve açık bir düşüşe neden olacak şekilde düzenlenen iptale konu sicil işlemlerinde bu düşüşü açıklayacak somut bir bilgi ve belge mevcut olmadığı anlaşılmakla 1997 yılı sicil işlemlerinde takdir yetkisinin objektiflikten uzaklaşılarak kullanıldığı değerlendirildiğinden anılan sicil işlemlerinin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 
Yukarıda açıklanan nedenlerle;  
Hukuka aykırı olan 1997 yılı sicil işlemlerinin İPTALİNE  
   
(AYİM 1.D., 02.02.2005; E.2004/803, K.2005/138) 

 

Emsal Karar 6

ÖZETİ: Sicil üstünce sicil defterine yazılıp, sicil belgesine eksik geçirilen kanaat, söz konusu sicil işleminin subjektif düzenlendiğinin göstergesidir. 
   
Davacı, 10.05.2004 tarihinde AYİM’de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1986, 1987, 1988, 1994, 1995 ve 2004 yılları sicil dönemlerinde 1nci sicil üstlerince sübjektif ölçütlerle sicil değerlendirmesi yapıldığını ve bu nedenle anılan sicillerin hukuka aykırı olduğunu belirterek, 1986, 1987, 1988, 1994, 1995 ve 2004 yılları sicil dönemlerinde 1nci sicil üstleri sicil işlemlerinin iptali istemiyle dava açmıştır.  
Dava dosyası, davacıya ait Kuvvet Komutanlığı ve Kıt’a Özlük dosyaları ile sicil belge ve defterlerinin incelenmesi neticesinde; 1981 yılında teğmen nasbedilen davacının; 1982 yılından itibaren sicil almaya başladığı, genelde istikrarsız bir sicil safahatı sergilediği, dava konusu 1986 ve 1987 yılları sicil dönemlerinde; 1nci sicil üstlerince iyi seviyesinde sicil notları takdir edildiği, ayrıca kanaat belirtilmediği, bu dönemlerde davacının takdir ve herhangi bir ceza ve ikazının bulunmadığı, 1988 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce iyi seviyesine çok yakın yeterli seviyesinde sicil notu takdir edildiği, ayrıca menfi kanaat belirtildiği, bu dönemde 1nci sicil üstünce; 1nci sicil üstü defterinin kanaat bölümüne yazılan kanaatlerin bir kısmının sicil belgesi kanaat bölümüne aktarıldığı, deftere yazılan kanaatin bir kısmının sicil belgesine geçirilmediği, bu dönemde davacının takdirinin bulunmadığı, 25 Nisan 1988 tarihinde Tevbih cezası ile cezalandırıldığı, 1994 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce çok iyi seviyesinde sicil notu takdir edildiği, ayrıca olumlu ve olumsuz kanaat belirtildiği, bu dönemde davacının takdirinin bulunmadığı, 9 Mart 1994 tarihinde yazı ile ikaz edildiği, 1995 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce çok iyi seviyesine çok yakın iyi seviyesinde sicil notu takdir edildiği, ayrıca olumsuz kanaat belirtildiği, bu dönemde davacının takdirinin ve herhangi bir ceza ve ikazının bulunmadığı, 2004 yılı sicil döneminde; sicil belgesinin değerlendirme kıstaslarının nota tahvili neticesi, 1nci sicil üstünce, iyi seviyesinde sicil notu düzenlendiği, yalnızca sicil değerlendirme kriterlerinin alt kıstaslarına işaretleme yapıldığı ilave kanaat belirtilmediği, 1 nci sicil üstünce, nota tahvil edilmeyen 39ncu maddenin “menfi kanaat” niteliğinde değerlendirilen alt kıstasına işaretleme yapıldığı, davacının bu dönemde takdirinin ve herhangi bir ceza ve ikazının bulunmadığı mesleki safahatı boyunca ise; toplam 8 adet takdirle taltif edildiği,      17 Temmuz 1989 tarihinde 10 gün göz hapsi cezası ile cezalandırıldığı görülmektedir.  
Başsavcılık; davacıya 1988 yılı sicil döneminde 1nci sicil üstünce yeterli seviyede sicil notu verildiği 2nci üstünce iyi düzeyde sicil notu verildiği ve anılan sicil notlarının sicil eğiliminde ani ve bariz bir sapma yaratacak düzeyde düşük olduğu, her ne kadar davacıya 1988 yılı sicil döneminde bir kez tevbih cezası verilmiş olsa da, bu cezanın sicil notunun bu derece düşürülmesine hukuki haklılık kazandıramayacağı, ayrıca davacı, 1nci sicil üstünce verilen sicil notunun iptalini talep etmiş ise de, sicilde sirayet ilkesi uyarınca 1nci sicil üstünce verilen sicilden etkilendiği anlaşılan 2nci sicil üstü sicil notunun da hukuka aykırı olduğu değerlendirmekle, 1988 yılı 1 ve 2nci sicil üstü notlarının iptali gerektiği şeklinde düşünce belirtmiş ise de; bu dönemde 1nci sicil üstü sicil notundan daha yüksek gerçekleşen 2nci sicil üstü sicil notunun davacının genel sicil safahatı ile uyum içerisinde olması, davacının sicil safahatında söz konusu sicil notlarına benzer ve yakın sicil notlarının bulunması, davacının bu 
dönemde aldığı tevbih cezasının 2nci sicil üstü notunu açıklar nitelikte olması, bu davada sicilde sirayet ilkesinin uygulanmasına yer olmadığı kanaati oluşturmuştur.  
Yürürlükten kaldırılan Subay Sicil Yönetmeliğinin 4ncü maddesinde ve Yürürlükte olan Subay Sicil Yönetmeliğinin “Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu” başlıklı 5nci maddesinde, “Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar. Sicil üstleri bu görevin önemini göz önünde tutarak, sicil belgelerindeki nitelikleri tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle değerlendirmekten sorumludurlar. Aksi durum ehliyetli olmayanların, layık olmadıkları rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur. Hissi ve aşırı merhamet duygusuyla verilecek sicillerin, hak eden bir başka personelin hakkını ihlal edeceği, daima göz önünde bulundurulur...Düzenledikleri sicillerdeki isabet derecesine göre sicil üstleri hakkında hüküm verilir.” denmektedir.  
Bilindiği gibi, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine göre takdir yetkisinin yoğun olarak kullanıldığı bir işlem grubu olması nedeniyle farklılık arz etmekte olup, bunların denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil üstünün astı hakkında sicil tanzim etmesi işleminin, tamamen üstün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak mümkün değildir. Zira, Anayasa’nın 125/4 ncü madde ve fıkrasında, “takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği” belirtilmiş, takdir hakkının denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre yargı yerince denetlenemeyecek olan husus hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir hakkı olmakla bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri saptanmak suretiyle denetlenebilecektir.  
Sicil işlemlerindeki hukuka aykırılığın kendisini gösterdiği durum ise; uzun yıllar boyunca belirgin bir çoğunlukta çok yüksek sicil notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilen personelin, genel gidişata ve uygulamaya istisna teşkil edecek biçimde ve göze çarpacak nitelikte, ayrıca birdenbire düşüşü açıklayan makul nedenler öne sürülmeksizin düşük sicil notları ile takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmiş olmasıdır.  
Sicillerin değerlendirilmesiyle ilgili yukarıda belirtilen ölçütler ile dava konusu edilen sicil işlemleri değerlendirildiğinde; 1986, 1987, 1994, 1995  yılları 1nci sicil üstleri sicil işlemlerinin davacının genel  sicil eğilimine  uygun  olduğu, düzenlenen sicil notlarının takdir yetkisi içinde kalınarak düzenlendiği, iptale konu yılllardaki sicil notlarına benzer ve yakın başka sicil notlarının da bulunduğu, 1994 ve 1995 yıllarında belirtilen kanaatlerin davacının not ve kanaat safahatıyle uyumlu olduğu, söz konusu sicil işlemlerinde takdir yetkisinin objektif kullanıldığı, 1988 yılında, 1nci sicil üstünce düzenlenen sicil işlemlerinde takdir edilen sicil notunun davacının genel sicil safahatı ile uyumlu olmadığı, ani ve açık bir düşüş gösterdiği, sicil notundaki bu düşüşün bu dönemde davacıya verilen Tevbih cezası ile açıklanamayacağı, ayrıca 1nci sicil üstünce sicil defterinde yazılı kanaatin sicil belgesine eksik geçirilmesi, söz konusu sicil işleminin subjektif düzenlendiğinin bir göstergesi olarak görülmekle, bu dönem 1nci sicil üstü sicil işleminin hukuka aykırılıkla sakatlanması sonucunu doğurduğu,  2004 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce düzenlenen sicil notunun; davacının sicil safahatına  uygun olduğu, ani ve açık bir düşüş göstermediği, sicil notunun takdir yetkisi içinde kalınarak düzenlendiği ve objektif kriterlere dayandığı, ancak; bu dönemde, 1nci sicil üstünce tanzim edilen sicil de nota tahvil edilmeyen 39ncu maddeye yapılan ve menfi nitelik neticesini  doğurduğu görülen işaretlemenin ise; davacının sicil not 
ve kanaat safahatı ile uyuşmadığı, bu şekilde işaretlemeyi gerektirecek bilgi ve belgelerin olmadığı, bu nedenlerle söz konusu işaretlemenin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.  
Açıklanan nedenlerle;  
1. Yasal dayanaktan yoksun bulunan, 1986, 1987 yılları 1nci sicil üstleri sicil işlemlerinin iptaline ilişkin istemlerin REDDİNE,  
 2. Hukuka aykırı olduğu sonucuna varılan, 1988 yılı 1nci sicil üstü sicil işleminin  İPTALİNE  
 3. Yasal dayanaktan yoksun bulunan, 1994, 1995  yılları 1nci sicil üstleri sicil işlemlerinin iptaline ilişkin istemlerin REDDİNE,  
 4. Yasal dayanaktan yoksun bulunan, 2004 yılı 1nci sicil üstü sicil notunun iptali isteminin  REDDİNE,  
 5. Hukuka aykırı olduğu sonucuna varılan, 2004 yılı 1nci sicil üstü sicil işleminde; sicil  belgesinin  39ncu maddesine  yapılan işaretlemenin  İPTALİNE,  
   
KARŞIOY GEREKÇESİ  
   
 Davacıya 1994 ve 1995 yılları sicil dönemlerinde sicil üstlerince çok iyi ve çok iyiye çok yakın iyi seviyelerinde sicil notları takdir edilmesine rağmen, aynı sicil dönemlerinde olumsuz kanaat belirtilmesinin, sicil not ve kanaatlerini birbiri ile uyumsuz hale getirdiği, 1994 yılı sicil döneminde (9 Mart 1994 tarihinde) davacıya verilen ikaz yazısının içeriği nazara alındığında bu dönemde takdir edilen kanaati açıklar nitelikte olmadığı, belirtilen nedenlerle  1994 ve 1995 sicil dönemlerinde sicil üstünce takdir edilen kanaatlerin iptali gerekirken aksi yöndeki çoğunluğun görüşüne iştirak etmedik.  01.02.2005  
      
(AYİM 1.D., 01.02.2005; E.2004/606, K.2005/141) 
 

Sicil iptal davası dilekçe örneği

TSK sicil iptal davası 

Sicil iptal davası emsal karar

İdare mahkemesi sicil iptal davası dilekçe örneği

Sicil iptal davası nereye açılır?

Sicil notuna itiraz

Avukata Sor!


Diğer Başlıklar

Sağlık Nedeniyle Okuldan Çıkarılma

Emsal Karar 1GATA Profesörler Sağlık Kurulunun davacının hastalığı ile ilgili vermiş

12-10-2019

Tüketici sözleşmelerinde haksız şartlar bağlayıcı mıdır?

Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar bağlayıcı değildir. Borçlar Kanunu'nda yer alan genel

28-11-2019

Harp Malullüğü Emsal Kararlar

Emsal Karar 1Hastaneye gitmek için bindiği kurye helikopterinin düşmesi sonucu vefat

13-10-2019