Mahkeme: Ankara İdare Mahkemesi
Karar Yılı: 2026
Dava Türü: Tam Yargı Davası (Tazminat)
Davalı İdare: Millî Savunma Bakanlığı
Sorumluluk Türü: Hizmet Kusuru (Kusurlu Sorumluluk)
Konu: Epilepsi hastası erin askerlik hizmetinde ölümü — askere alım ve gözetim süreçlerindeki idari ihmal
I. Olayın Hukuki Özeti
Davacılar, askerlik görevini ifa etmekte iken 2024 yılında Kuzey Kıbrıs'ta sabah saatlerinde geçirdiği epilepsi nöbeti sonucu yatak başında cansız bulunan oğullarının ölümü nedeniyle uğradıkları zararların tazmini talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Davacılar; idarenin sağlık hizmetini kusurlu işlettiğini, gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve bu ihmaller ile ölüm olayı arasında nedensellik bağı bulunduğunu ileri sürmüştür.
Davalı idare, başvurunun süresinde yapılmadığını, dava konusu olayda hizmet kusurunun bulunmadığını ve gerek kusur gerekse kusursuz sorumluluk ilkeleri bakımından tazminat yükümlülüğünün doğmadığını savunmuştur.
Mahkeme, davalı idarenin usule ilişkin itirazlarını yerinde görmeyerek işin esasına geçmiş ve idarenin hizmet kusuru taşıdığını tespit etmiştir.
II. Uyuşmazlığın Hukuki Nitelendirilmesi
Dava, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesi kapsamında bir tam yargı davasıdır. Tam yargı davalarında mahkeme; zararı doğuran eylem veya işlemi ve bundan çıkabilecek hukuki sonuçları birlikte tespit etmekle yükümlüdür. Bu çerçevede öncelikle hizmet kusurunun varlığı araştırılmakta, hizmet kusuru tespit edilemezse kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağı incelenmekte; tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebinin açıkça ortaya konulması gerekmektedir.
Mahkeme, somut uyuşmazlıkta sorumluluğun dayanağını iki ayrı hukuki düzlemde değerlendirmiştir: (i) askere alım muayenesinde hastalığın göz ardı edilerek epilepsi tanılı kişinin askerlik hizmetine kabul edilmesi ve (ii) askerlik hizmeti süresince hastalığı bilinen kişiye yönelik gerekli tıbbi izleme ve görev uyarlamasının yapılmaması. Her iki nokta da bağımsız birer hizmet kusuru olarak nitelendirilmiş; birlikte değerlendirildiğinde ölüm olayıyla aralarındaki nedensellik bağının kırılmadığı sonucuna varılmıştır.
III. Mahkemenin Gerekçesinin Analizi
A. Hizmet Kusuru Kavramı ve Mahkemenin Ölçütü
Mahkeme, hizmet kusurunu yerleşik idare hukuku doktriniyle örtüşen bir tanımla ele almıştır: idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk. Bu tanımlama, hizmet kusurunun özel hukuktaki subjektif kişisel kusurdan ayrışan anonim ve nesnel niteliğini ön plana çıkarmaktadır; zira belirli bir kamu görevlisinin şahsi kusuru saptanmaksızın idarenin bütünü sorumlu tutulabilmektedir.
Kararda hizmet kusurunun kötü işleme biçiminde tezahür ettiği görülmektedir. Nitekim askere alım muayenesi yapılmış, ancak kronik hastalık yeterince değerlendirilerek gereği yapılmamıştır; askerlik hizmeti süresince revir başvuruları kayıt altına alınmış, ancak bu bilgi görev uyarlamasına dönüştürülmemiştir. Mahkeme, hizmetin fiilen işlediğini ancak gereği gibi işlemediğini saptayarak bu nitelendirmeye ulaşmıştır.
B. İlliyet Bağının Kurulması
Tam yargı davalarında tazminata hükmedilebilmesi için yalnızca hizmet kusurunun varlığı yetmez; kusur ile zarar arasında nedensellik bağının da kurulmuş olması gerekir. Mahkeme bu bağı şu gerekçeyle sağlamıştır: epilepsi hastalığı bilinip kayıt altına alınan kişinin nöbet görevinden muaf tutulması ve düzenli tıbbi izlemeye alınması idarenin özen yükümlülüğü kapsamındaydı; bu yükümlülüğün yerine getirilmemiş olması, nöbet sırasında geçirilen epileptik atağın hayati sonuca yol açmasına zemin hazırlamıştır.
Mahkeme, zarar ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğunu saptadıktan sonra klasik hukuki sonuca ulaşmıştır: bu tür zararların yalnızca mağdur üzerinde bırakılması, adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmaz; zararın tüm topluma yayılması sosyal hukuk devleti anlayışının gereğidir.
C. Epilepsi ve Askerlik Mevzuatı Boyutu
TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, epilepsi hastalığının türüne, nöbet sıklığına ve tedaviye yanıtına göre farklı sağlık sınıflandırmaları öngörmektedir. Düzenli antiepileptik ilaç kullanan ve nöbet kontrolü sağlanamayan vakalarda askerlikten muafiyet ya da görev kısıtlaması mümkündür. Mahkeme, söz konusu kişinin askere alım muayenesinde bu sınıflandırmanın usulünce yapılmamasını, bir başka deyişle mevzuatın gerektirdiği tıbbi değerlendirmenin eksik yürütülmesini, hizmet kusurunun ilk ayağı olarak tespit etmiştir.
İkinci ve daha ağır kusur ise müteveffanın askerlik dönemi içinde birden fazla kez revire başvurması ve kendisine epilepsi ilacı yazılmasına karşın, bu tıbbi bilginin idari bir işleme —en azından nöbet muafiyetine— dönüştürülmemiş olmasıdır. Mahkeme bu durumu, hizmetin kötü işlemesinin açık bir tezahürü olarak değerlendirmiştir.
IV. Doktrinel Değerlendirme
A. Mesleki Risk İlkesi ile İlişki
Mahkeme, sorumluluğu kusursuz sorumluluk türlerinden olan mesleki risk ilkesine değil, doğrudan hizmet kusuruna dayandırmıştır. Bu tercih önem taşımaktadır: mesleki risk ilkesi, idarenin herhangi bir kusuru bulunmaksızın yalnızca hizmetin bünyesindeki tehlikeden doğan zararlar için uygulanmaktadır. Oysa bu davada idarenin hem askere alım hem de hizmet süreci bakımından somut, saptanabilir kusurları mevcuttu. Mahkemenin kusursuz sorumluluk ilkelerine başvurmaksızın hizmet kusuruyla sonuca ulaşması, gerekçenin hukuki sağlamlığı açısından yerinde bir tercih olmuştur.
B. İdarenin Özen Yükümlülüğü ve Gözetim Sorumluluğu
Karar, idarenin askerlik hizmetinde kronik hastalığı bulunan erlere yönelik özen yükümlülüğünün kapsamını somutlaştırması bakımından dikkat çekicidir. Bu yükümlülük yalnızca acil tıbbi müdahaleyi değil; hastalığın seyrine göre görev uyarlaması yapılmasını, periyodik tıbbi izlemeyi ve gerektiğinde hizmetle bağdaşmayan görevlerden muafiyeti de kapsamaktadır. Mahkeme, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesini, hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden kaynaklanan idari bir kusur olarak nitelendirmiştir.
C. Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ve Aktüerya Hesabı
Maddi tazminat, aktüerya uzmanı bilirkişi marifetiyle hesaplanmış ve mahkeme tarafından aynen benimsenmiştir. Davalı idarenin rapora itirazı, hesaplama yönteminde maddi bir hata saptanamaması gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu durum, destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde bilirkişi raporunun üstlendiği belirleyici işlevi bir kez daha ortaya koymaktadır. Islah yoluyla artırılan kısma ilişkin faizin ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden itibaren işletilmesi ise Danıştay'ın yerleşik içtihadıyla tam uyum içindedir.
V. Kararın Hukuki Önemi ve Geniş Çaplı Etkisi
Bu karar, yalnızca epilepsi hastalarına özgü bir sonuç doğurmamaktadır. İdare mahkemesinin gerekçesi, daha geniş bir ilke çerçevesi sunmaktadır: askerlik hizmetinde kronik hastalığı bilinen kişilerin gözetim altında tutulması, hastalığın seyrine göre görev uyarlaması yapılması ve gerektiğinde hizmetle bağdaşmayan görevlerden muaf kılınması, idarenin hukuki bir yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün ihmaline bağlı zararlar, hizmet kusuru temelinde tazminat sorumluluğunu doğurur.
Kararın bir diğer önemli boyutu da, pek çok ailenin farkında olmadığı hukuki güvenceler sistemine dikkat çekmesidir. Askerlik hizmetinde meydana gelen ölüm, yaralanma veya kalıcı sağlık kaybı durumlarında iki ayrı hukuki yol gündeme gelmektedir:
Tam yargı davası (tazminat davası): 2577 sayılı İYUK'un 13. maddesi uyarınca, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini için olayın öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulması; başvurunun reddi veya zımni reddi hâlinde altmış gün içinde idare mahkemesinde dava açılması gerekmektedir. Bu sürelerin kaçırılması, tazminat hakkının kaybına neden olur.
Vazife malullüğü: Askerlik veya kamu görevi sırasında gerçekleşen olay nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kişiler için öngörülen bu statü, sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde özel haklar doğurmaktadır. Vazife malullüğü statüsünün tanınması talebinde herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir; bu nedenle on yıllar öncesine ait olaylar için dahi başvuru imkânı güncelliğini korumaktadır.
Uygulamadan not: Onlarca yıl önce askerlik hizmetinde yaşanan bir kaza, patlama veya hastalık nedeniyle sonradan vazife malulü sayılan; ya da yıllar geçtikten sonra şehit veya gazi statüsünün tanındığı kişilere ilişkin pek çok örnek mevcuttur. Zamanaşımının işlememesi, bu statünün tazminat davasından yapısal olarak farklı bir güvence niteliği taşıdığını göstermektedir.
VI. Sonuç
İncelenen karar, idare hukukunda hizmet kusuru teorisinin askerlik hizmetine özgü uygulanmasına somut bir örnek oluşturmaktadır. Mahkeme, idarenin özen yükümlülüğünü hem askere alım sürecinde hem de hizmet sürecinde ihmal ettiğini tespit etmiş; bu ihmallerin ölüm olayıyla nedensellik bağı kurduğunu hükme bağlamıştır. Kararın, benzer olgusal yapıları barındıran uyuşmazlıklarda mahkemelerin değerlendirme çerçevesine katkı sunabileceği değerlendirilmektedir.
Hukuki açıdan dikkat çekilmesi gereken en önemli husus şudur: askerlik hizmetinde yaşanan zararlı olayların hukuki karşılıkları, toplumsal algının çok ötesinde bir çeşitlilik ve derinlik barındırmaktadır. Tam yargı davası için öngörülen süre koşullarının kaçırılmış olması, her zaman tüm hukuki yolların kapandığı anlamına gelmemektedir. Vazife malullüğü başvurusu bakımından zamanaşımı işlemediğinden, geçmişte yaşanan ve o dönemde hukuki bir karşılık aranmayan olaylar için dahi uzman hukuki değerlendirme talep edilmesi önem taşımaktadır.
Bu makale, akademik ve hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Somut hukuki uyuşmazlıklarda uzman avukat desteği alınması önerilir.